Ordu ve Karadeniz Bölgesinde sıkça kullanılan kelimeler

(1/2) > >>

Mehmet Yılmaz:
Ordu ve Doğu Karadeniz Bölgesinde sıkça kullanılan kelimeler:
.... İlaveleriniz varsa LÜTFEN ekleyin....
kendi bölgemizin sözlüğünü birlikte oluşturalım.
Aba: Büyük kız kardeş, abla.
Aba: Çocuk dilinde abla
Abula: Abla
Abula: Abla (Hemşin)
Abula: Abla.
Aba: Abla, teyze, hala, yenge
Abula: Abla
Acmag: Acıkmak
Ac olmak: Acıkmak
Ac'olmak: Acıkmak
Aha: Bir şeyi arayınca aniden karşılaşınca, bir şeyi ani olarak anlayınca söylenir. 2-Tasdik, rıza gösterme bildirir, elbette, iyi, evet, doğru.
Aha: Yumruk sıkılarak göğüs hizasında sallanır, bu sırada söylenir, sözü geçen kişinin cimri olduğunu anlatır. Aha işte, hemen şurada, böyle anlamındadır, yumruk ise el sıkılığı demektir.
Aha: İşte burada. (Aha seni yakaladım.)
Aha meydan: Hodri meydan. (Güreşeceksen aha meydan.)
Aha: İşte o, işte şu.
Alaf: Hayvan yemi. (ot, saman vs.)
Alaflamag: Hayvanı yemlemek, yem vermek.
Alaf: Hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot, mısır sapı.
Alaflamak: hayvanlara yem, kuru saman, ot, vermek.
Alaf: Yeşil ot, hayvan yiyeceği. (Kadınlar alafa gittiler.)
Alaf: Hayvan yiyeceği, yal.
Alaf: Arpa, yulaf gibi ekinler ekilerek elde edilen hayvan yemi.
Alaf: Hemşin'de karayemiş, sarmaşık gibi yeşil bitkilerden oluşan hayvan yemi. Alafa gitmek.
Andır: Asıl manası sahipsiz maldır. Ölen birisinin akrabalarına miras olarak bırakıp gittiği mal, vs. Şimdi, canlı dilde küfür ve beddua anlamında kullanılır. (Bazen "andıra galmış" şeklinde kullanılır.)
Ander: 1) Cansız, fena, işe yaramayan, bakımsız, terkedilmiş, ölü malı. 2) Çirkin, uğursuz, miskin, tembel. 3)Garip, aciz, tuhaf. Ander çocukluk, ander felek.
Anderin Gaybanası: Yokolasıca anlamında ilenme.
Ander Kalmak: Olmaz olmak, yok olmak, ölüden arta kalmak. Ander kalasun biçiminde ilenme. Bir kimsenin sevdiklerinin yakınlarının ölmesini dilemek.
Hander: sahipsiz, lüzumsuz. (Hander kalsun çenberun, yüzünü göremedum)
Ander: Uğursuz, sahipsiz, metruk.
Ander: Fena, kötü
Ander kalmak: Kötülüğe kalmak, yok olmak
Angırmag: Kuvvetle bağırmak, çirkin sesle genizden bağırmak (at, eşek vs.)
Angırmak: Anırmak. (eşek)
Angırmak: Anırmak (Eşek ANGIRIYOR)
Arıg: Zayıf, cılız, sıska.
Arıglamag: zayıflamak, zayıf hale gelmek, çelimsiz olmak.
Ayrıca: Arıgca, Arıglaşmag, Arıglatmag, Arıglıg, Arıg-urug.
Aruklanmak: Zayıflamak. (Kışın ARUKLANAN inekler, yaylada etlenirler.)
Artmag: Miktar, sayı, ölçü vs bakımından çoğalmak, fazlalaşmak.
Artırmag: sayısını, kilosunu çoğaltmak, hacmini sahasını büyütmek.
Artmag: Çoğalmak. (İyi gurbetçi para ARTURAN gurbetçidir.)
Becid: Acele, çabuk, süratli.
Becid: Önemli, acele.
Becid: Acele. (Bu işim çok BECİTTİR.)
Bildir: Geçen yıl, bıldır.
Buldur: Geçen yıl, bıldır.
Buldur: Geçen sene. (BULDUR sene bolluk oldu.)
Bildur: Geçen yıl.
Buldir: Bkz. Bildur.
Bıldır: Geçen yıl.
Burmag: erkek hayvanları enemek, iğdiş etmek.
Burmak: Enemek, erkekliğini gidermek.
Buzovlug: İneğin döl yatağı.
Buzakluk: İnek rahmi.
Buzákluk: Hayvanda ana rahmi.
Buzakluk: İnek rahmi.
Cerge: Sıra
Cerge arası: Sıra halinde ekilmiş bitkilerin arasında olan.
Cergebecerge: Sıra sıra, sıralar halinde, saf saf.
Cerge cerge: Sıra sıra, saf saf, sıralar halinde.
Cergeleşmek: Sıra sıra dizilmek, sıralanmak, sıra halinde durmak.
Çerga: Ot biçme işinde biçilen sıra. Divan(i Lügat-i Türk): çerkeşmek saf haline girmek, sıralanmak, dizilmek, çer savaşta karşılıklı duran sağlar. Çeri sözcüğü de çeriğ asker, asker dizisi, ordu sözcüğünden gelir.
Çap: 1-Bir yazıyı, resmi vs'yi neşretme, yayınlama.
Çap etmek: Yayınlamak.
Çap etmek: El çırpmak, matbaa basmak.
Çatmag: 1- Belirli bir yönde giderek varılmak istenen yere ulaşmak varmak. 2- İlerleyen bir adama, arabaya vs'ye yetişmek, ulaşmak. ...7_Kavuşmak, birleşmek.
Çatmak: rastlamak.
Çatmag: Rastlamak, erişmek. Dersen, bir daha ÇATARMIYIZ.)
Çatmak: Rast gelmek.
Çaynik: Çay demlemek için kap, demlik.
Çaynik: Çaydanlık.
Çaynıg: Demlik. (Bir ÇAYHIG çay içiniz.)
Çepiş: Bir yıllık keçi yavrusu.
Çebiç: Altı aylık keçi yavrusu.
Çepiç: Bir yaşında keçi.
Çimme: Yıkanma
Çimmek: Yıkanmak
Çimmak: Yıkanmak.
Çor: Küfür, beddua ifadesi.
Çorlanmak: Yemek, tıkınmak (olumsuz anlamda).
Çorsu: Tuzlu, acı su.
Çor: Hastalık, ishal, nasır vs. (Arkadaşım rahatsız, herhalde ÇORLAR tutmuş.)
Çorlanmak: Yemekten boğulmak (çorlanasın), zehirli bir şey yemek (çor yiyesin).
Dalda: 1-Sığınmaya ve korunmaya yarayan. 2- Korunmaya ve sığınmaya yarayan yer, emin yer. // Gizli yer.
Dalda-bucagda: Gizli, göze görünmeyen yer, göz önünde olmayan yer.
Dalda: Açıkta olmayan yer, kenar, gölgelik, ağaç altı, korunaklı yer.
Daldalanmak: Gölgelik, korunaklı yere girmek. Gizlenmek, sığınmak.
Dar: Ev, mesken, mekan.
Darni/Drani: Evin üst katı. Saçakla döşeme arasındaki yer. Çok eskilerde buraya ot, mısır yaprağı gibi hayvan yemleri konulurdu. Bazen erzak deposu olarak da kullanılırdı.
Daraba: 1-Tahta vs. ile yapılan bölme (oda içinde). 2-Evin yanına ahşap vs.den yapılan ek.
Taraba: Tahta perde, bölme, duvar.
Taraba: Tahta perde, tahta bölme.
Deyirmi: 1-Daire şeklinde olan; yuvarlak, dairevi. 2-Yuvarlak.
Değirmi: 1-Başörtüsü. 2-Boyu eni kadar olan kumaş ölçüsü. Bi değirmi tülbent. Anadolu'da yuvarlak anlamında değirmi çok yaygındır.
Değirmi: Başörtünün üstünden sarılan tül çenber.
Değerimi: Değirmi, yuvarlak, yassı.
Deyme: Olgunlaşma, yetişme.
Deymek: 1-olgunlaşmak, hamlığı, kelekliği gitmek.
Değmek: Meyva olgunlaşmak, olmak.
Değmek: Meyva olgunlaşmak.
Değmek: Meyve olgunlaşmak.
Ding: Çeltiğin tanelerini kabuğundan döverek ayıran araç.
Ding: Mısır vb. tahılın kabuğunu ayırmakta kullanılan alet.
Div: Şark masallarında kahramanlara karşı koyan çirkin, suratsız, haddinden fazla büyük boynuzlu efsanevi bir yaratık.
Divdi suratlı: Sevimsiz kişi.
Div: umulmadık büyüklükte canavar.
Div: Dev
Dizlik: 1-Erkeklerin pantolonun altından giydikleri (genelde beyaz patiskadan dikilen) uzun külot. 2-Kadınların giydikleri bel kısmı büzgülü etek.
Dizluk: Şalvar
Dizluk: Kadınların dizine kadar inen iç şalvarı.
Dizlik: (İyidere'de) Uzun erkek donu, kilot.
Ehli: Ehlileştirilmiş; ehlileşmiş, evcil.
Ähğli: Akıllı, evcil. (Yabani hayvan kolay kolay ÄHĞLİleşmez.
Eğli: Ehil, aşılanmış (meyva).
Emcek: Meme, göğüs.
Emçek: Meme
Encam: Son, nihayet, sonuç
Encami: Sonunda. (Encami ölüm var.)
Gada: 1-Bela, dert, felaket. 2-"Gadası" şeklinde; yalvarış veya okşama ifadesi olarak rica yahut hitap bildirir.
Gadanı alım: yalvarış veya okşayışla rica bildirir.
Gada: Dert, hastalık, sıkıntı, bela.
Gada: Dert, keder.
Gada/Gadanı Almak: Çare olmak, avutmak.
Gatıg: 1-Yoğurt. 2-Ekmekle beraber yenen, ekmekle beraber karın doyurmak için yene şey.
Ayrıca: Gatıgaşı, Gatıgcı, Gatıgdoğraması, Gatıgguymağı, Gatıglamak, Gatıglanmak, Gatıglaşdırmag, Gatıglaşdırılmag, Gatıglı.
Katuk: Yoğurt. Türkçe katmak'tan katık. Türkiye Türkçesinde ekmekle doymak gerektiğinde yanına katılan yiyecekler, peynir, zeytin, vb.dir.
Gireve: Gizli yer, pusu kurulan yer.
Gireve düşmek: Fırsat düşmek, imkân oluşmak.
Gireme: Fırsat.
Gorbagor: Ölen birine küfür olarak kullanılır.
Gorbagor etmek: Ölen bir adamı tahkir etmek, rezil etmek, arkasından küfür etmek.
Gorbagor olmag: Ölmek, gebermek. (Küfür olarak kullanılır.)
Korbokor olmak: Kötü duruma düşmek.
Gor: Mezar, kabir.
Korbakor olmak: Yok olmak, kötü duruma düşmek.
Gurut: Yuvarlak şekilde kurutulan çökelek, süzülüp kurutulan ayran.
Kurut: Kaynatılmış, suyu alınmış sütten elde edilen süzme yoğurt.
Guymag: Un ve yağla pişirilerek bal veya şekerle yenen bulamaç, hamur işi.
Kuymak: Peynir katılarak mısır unuyla yapılan katı yemek.
Kuymuk: Peynirli muhlama.
Gülğüle: Gürültü, karışıklık, bağırıp çağırma.
Gulgula: Hengame. (Bir GULGULADIR gidiyor, sonu belli değil.)
Gümrah: Kıvrak, sağlam, güçlü, kuvvetli. //Çevik, canlı, hareketli.
Gümrah: 1-Gelişkin, iyi yetişmiş. 2-Verimli yer.
Güyüm: İçine su konan veya taşınan, uzun boğazlı, iri kulplu bakır kap; bakır testi.
Gügüm: Su taşımaya ve ısıtmaya yarayan, yandan kulplu, boynu uzun ağzı dar, bakır kap. Güğüm.
Gugüm: Güyüm. (GUGÜM su ile dolu.)
Habele: Bunun gibi, böyle, bu şekilde, ayrıca.
Haboyle: böyle, öyle bu biçimde. Böyle bu - ile'nin bileşiminden.
Ha bole: Böyle
Ha bule: Bkz. "ha bole"
Haböyle: Böyle
Haçan: Ne zaman, ne vakit.
Haçan: Ne zaman, ne zamanki, madem.
Açan: Ancak.
Haçan: Ne zaman, Ne zaman ki.
Haçan: Eğer.
Hemail: 1-Kılıç, tabanca vs. omuzdan asmak için takılan kayış, hamail. 2-Boyuna takılan, üzeri ipekle süslenmiş kadın takısı. 3-Eskiden hastalıklardan korunmak için insanların boyunlarına taktıkları dua.
Hamayli: Dört köşe madeni kutu içinde büyük muska. Arapça himale, hamile kökünden hamail kılıç bağı.
Heşil: Suda pişirilip yağ ve pekmezle yenen hamur yemeği.
Haşil: Un yağ lapası.
Hodag: 1-Pulluğa koşulan öküz. 2-Az sayıda sığır güden sığır çobanı (daha çok çocuk ve buluğ çağına eren sığırtmaçlar için kullanılır, genellikle bunların her biri bir ailenin hayvanını güder.)
Hodak: Çiftçi, çoban yamağı. Gümüşhane'de fakir aileler tarafından başka köylülere yıllık olarak kiralanan erkek çocuk.
Hedak: Çiftçi yardımcısı, hodak.
Hozan: Tahılı biçilmiş tarla.
Hozan: başaklı bitkilerin kesilmesinden sonra tarlanın durumu.
Hozan: Sonbahar.
Hozan: Tarla.
Hov: Şişkinlik, iltihap (yara). Hov elemek: Şişmek, iltihaplanmak. Hovu çekilmek: şişkinliği kaybolmak.
Hovlanmak: şişmek, iltihaplanmak.
Hov: Şiddet, hız, sürat.
Hov: Öfke, öç, hırs, hayıf.
Hovlamak: Öfkelenmek, kızmak, hayıflanmak.
Hovlanmak: Bkz. "hovlamak".
Hovini almak: Hevesini almak.
Hurd-heşil: Ezik ezik, sağlam herhangi bir tarafı kalmayan, her tarafı zedeli.
Hğurdameşil: Hurdahaş, dağılmış.
İgit: Bir işte, kavgada yiğitlik, kahramanlık, mertlik gösteren, cesur, yiğit.
İgit: Yiğit. (İGİTA bak İGİTA nasıl bindi tabuta.)
İl: Yıl, sene. Dünyanın güneş etrafında bir kere dönmesiyle geçen zaman.
İl: Yıl, sene. (Gurbete gittiğun İL oldu hala mektubun gelmedi.)
İlan: Yılan.
İlancıg: Ayakta kolda yara şeklinde görülen kemik vereminin halk arasındaki adı.
İlancuk: Yılancık, mikropların bir sıyrığa veya yaraya bulaşmasıyla oluşan hastalık.
İstekan: rus. Bardak, çay bardağı.
İstekan: İnce belli çay bardağı.
İstikan: Su, çay bardağı. (Bir İSTİKAN su verir misin?)
İşgil: 1-Şüphe, ümit. 2-Zorluk, engel, zor durum.
İşgil: şüphe, korku.
İşgillenmek: kuşkulanmak.
İşkirli: Vesveseli, tedirgin.
İşlek: 1-Çalışmayı seven, çok çalışan, vaktini boşa geçirmeyen;çalışkan.//İşçi, amele. 2-Çok kullanılan, hareketli
İşleg: İşlek.
Kartof: 1-Patates bitkisi. 2-Patates.
Kartof unu: Patatesten hazırlanan nişasta.
Ayrıca: Kartofçıharan, Kartofçu, Kartofçuluh, Kartofdograyan, Kartofeken, Kartofkimiler, Kartofsoyan, Kartoftemizleyen.
Kartof: Patates.
Kartof: Patates.
Kelef: 1-İplik, tel vs yumağı. 2-mec. Karışık şey.
Ayrıca: Kelef dolaşmag, Kelef kimi, Kelefi dolaştırmag, Kelefi garışmag, Kelefin ucu açılmag, kelefin ucunu itirmek, Kelefin ucunu tapmag, İpek kelefine göndermek, Kelefleme, Keleflemek.
Kelep: Çile, halka, dalda kalıp erimemiş kar.
Kelepçe: İpliği kelep yapmak için kullanılan bir ucunda iki çıkıntısı olan çubuk.
Ketan: Ketengillerden, mavi çiçekli basit yapraklı, lifleri dokumacılıkta kullanılan bir otsu bitki. Bu bitkinin liflerinden hazırlanmış kumaş.
Ketan: Kendirden dokunan kumaş, kendir bezi.
Kösöv: Bir kısmı yanıp kararmış veya yanıp sönmekte olan odun parçası.
Oksek: Yakacak küçük odun. Ucu yanan değnek.
Köynek: Gömlek. Mec. Elbise.
İç Köynék: Fanila. (Yazun sıcağında İÇ KÖYNEK giyilir mi?)
Kύmlek: Gömlek
Küncüd: 1-Susam. 2-Bu bitkinin tohumu.
Küncüd halvası: Susam helvası.
Küncüd yağı: Susamdan elde edilen yağ.
Küncüdlü: Susamlı, içinde susam olan.
Küncü: Susam tanesi.
Küp: Pranganın anahtarla açılıp kapanan kısmı.
Kupli: Asma kilit.
Kupli: Kilit, asma kilit.
Kupli: Asma kilit.
Küre: Kulakları uzun (koyun.)
Güre: 1-Bir yaşından üç yaşına kadar tay. 2-Kulakları küçük koyun keçi.
Kura: Kısa kulaklı koyun ve keçi.
Küt baş: Akılsız, kalın kafalı.
Kot kafa: Aptal, büyük, boş kafalı.
Kot baş: Aptal kişi
Küy: Gürültü, patırtı, kavga, münakaşa,eden kimselerin bağırıp çağırmaları.
Küy düşmek: Heyecan, bağırıp çağırmak.
Küy basmağı: Karışıklık, gürültü meydana getirmek.
Kuyişma: telaşla bağırıp çağırma.
Kuyis: Çığlık, bağırıp çağırma.
Kuyis etmek: Çığlık atmak, bağırıp çağırmak.
Kuyis etmek: Bağırmak, çığlık atmak.
Lavaş: İnce ekmek, yufka ekmek. Lavaşçı: Lavaş pişirip satan kimse. Lavaşlamag: Lavaş ekmeği içine koyup bükmek.
Lavaş: Yufka ekmeği tatlısı.
Lengeri: Siniye benzeyen fazla derin olmayan bakır kap.
Legen: geniş, yayvan kap.
Lenger: Tepsi biçimli geniş sahan.
Lobya: Fasulye. Bu bitkinin tohumu.
Lobyalı: Fasulyeli. Fasulye ile pişirilmiş.
Lobiya: Fasulye.
Lobiya: Fasulye.
Lobya: fasulye.
Mete: Toprak üzerine oyun oynamak için çizilen daire. Mete mete: Daire içinde oynanan çocuk oyunu.
Met: Dopdolu, Rize'de çelik çomak oyunu.
Met: Çelik çomak oyununda çelik.
Met değnek: Çelik çomak oyunu
Met-Değenek: (İyidere'de metika) Çelik çomak oyunu.
Meze: 3-mec. Naz, gamze, işve. Meze vermek: Naz etmek, gamze yapmak. 4-mec. Güldürücü şey.
Mezelemek: Alay amacıyla taklidini yapmak, mimiklerle dil çıkararak kızdırmak.
Nahır: Sürü, sığır sürüsü. Nahıra getmek: Nahır çobanlığı yapmak, sığır sürüsü gütmek. Bir nahır: Oldukça fazla, çok, sayı itibariyla çok.
Nahırçı: Nahırcı, sığır çobanı.
Nahir: Sığır sürüsü.
Nan: Ekmek.
Namna: ÇocOuk dilinde ekmek.
Nanıg: Zayıf, güçsüz.
Näni: Küçük, ufacık.
Otarmag: Otlatmak.
Otarılmag: Otlatılmak.
Otarmak: Hayvan gütmek. (Sığırları akşam serinliğinde OTAR.)
Otarmak: Otlatmak, gütmek.
Oynag: Eklem, mafsal, boğum.
Oynag: Mafsal, eklem veya dönek.
Peltek: Dilini dişleri arasına alarak konuşan ve bundan dolayı bazı harfleri (r, l vs) doğru düzgün telaffuz edemeyen.
Ayrıca: Pelteklenmek, Pelteklik.
Pältäk: Kekeme.
Saciyek: Sac ayağı
Übrük: İbrik
Öso: Ucu kor(yanan) dal
Öndere-öğündere : Uzun sopa
Çötre: Taşlarla oynanan bir çocuk oyunu.
Yunmak: Yıkanmak
Cıppan yapmak: Alkışlamak
Hayat: Evin bir bölümü (Antre, giriş salon)
Cımbış: Seyirlik durum.
Eğiş(Eniş): Çoğunlukla ocakta ekmek yapımında kullanılan maşa, kürek vaazifesi gören metal alet.
Goguzlamak: Aralamak   (Pencereyi  goguzla:Pencereyi arala).... Kaynak:Topcuoglu
Goğuz olmak: Yaklaşık 3/4 büyüklük, tamamlanmasına ramak kalmak.
Girebi:El orağı ve nacak arası kesici bir alet.
Haccak (Haççak): Güzel, cici, hoş
.... İlaveleriniz varsa LÜTFEN ekleyin....
kendi bölgemizin sözlüğünü birlikte oluşturalım.

Se®kaN GsM:
valla bilmediğim neler varmış

ayten şahin:
gübür:toz,toprak,çöp

ordulu-mehmeteymur:
darı= mısır
böğce=fasulye
dastar=kilim,sergi
çakıl=olmamış meyve
:))

Mehmet Yılmaz:
Bunları da zonguldak Alaplıdaki bir siteden aldım. Bakalım ne kadar ortak kelime var?
Aba : Üst ceket , palto
Abalak : Dolgun yüzlü
Abur cubur : karışık (yemek)
Acı : Tahnalın sürgününden elde edilen zehir
Acıgıcı : Tavşanekmeği
Acuk : Azcık
Açma : Ormanda açılan tarla
Aga : Kardeş ( kız - erkek)
Ağarayak : Doğumu Yaklaşmış kadın
Ağnalamak : At, eşek ve katırın sırt üstü yatarak sağa sola dönüp bağırması
Ahırgüz : Kasım ayı
Akur : Ahır
âl : Koyun , keçi ağılı
Alaf : Mısırın meyvesi alınan sapı
Alamuk : Parçalı bulut geçişi
Albur : Nisan ayı
Allo Evin önündeki arazi parçası
Alma : Elma
Ana : Değirmen bendi, Anne
Anda bunda : Belli belirsiz
Andaç : Anıt, eser
Andır : Lüzumsuz işe yaramaz
Annak : Etrafın rahat gözlendiği ,görülebilir alan
Apaz : Avuç dolusu
Ardak : İçten Çürümüş, çabuk kırılan ağaç
ârı : doğru ( oradan doğru buraya)
Armuz : Kerestedeki budak
âşak : teşi ve êgerceğin ucundaki yarım yuvarlak
Avara : Avare
Avkuru : Yatay
Avu : Ormangülü
Avurtatma : Ateşli, iddialı konuşma
Avuz : doğumdan sonraki ilk süt (İnsan ve hayvanda)
Ayakçak : Ayak yıkanan bakır leğen
Ayıekmê : Agaçların gövdesinde biten yarıdairesel sert mantar
Ayranlığı taşmak : Patlamak
Ayruk : Tarlada biten yabani ot (ayrık)
Ayvazını Çıkarmak : Karşılığını almak
Azdık : Azık - yiyecek
Bâ : Bir destenin bağlı hali
Bâcak : Beşiği sırtta taşımak için kullanılan el dokumaı motifli ip
Badak : Ayı yavrusu
Badıç : Fasulye, biberin yeşil birer adedi
Bakraç : Bakır ince belli süt, ayran, yoğurt kabı
Baldıcan : Domates, Patlıcan
Bârsuk : Bağırsak
Başak Tarladan hasat sonrası alınan kalıntı ürün
Bayak biraz önce
Behni : Hayvanların beslendiği ağaç yemlik
Bek : Sıkı, kuvvetli-tarlayı yabani hayvana karşı bekleme
Beremsük : Cılız, bakımsız
Bezene : Bezelye
Bezmeldek : Soluk benizli, bitkin
Bibi Hala (babanın kızkardeşi)
Biçik : Dana
Bıdık : Etine dolgun , besili
Bıldır : Geçen yıl
Bitemi : Toptan , hepsi
Bıyıl : Buyıl
Bôce : Bu gece
Bôcük : Böcek
Bôle : Böyle
Bôn : Bugün
Bonduruk : Boyunduruk
Bôr : Bağır-Döş
Bôrtden : Böğürtlen
Bosdan : Salatalık
Bozik : Domuz yavrusu
Böremit Fırınlanmış armut, elma
Bucak : Mutfak
Burçak : 1 yaşında azıları yeni çıkan domuz yavrusu
Buymak : Üşümek
Bükme : dönemeç, viraj
Bürgü : Büyük beyaz başörtüsü (kadın)
Cablama : Kiremit çıtası (tahta örtü altına çakılan çıta)
Cabur : Fasulyenin tanelisi
Cavdar : Çavdar
Cebiş : Keçi yavrusu
Cecim : Kilim deseni (kareli, çarpılı) Cicim
Ceele : Küçük sincap
Cember : Beyaz başörtüsü
Cemek : Sapan okundaki toprağı temizleme aleti
Cencùk : Kapı pencere çekmece kilitleme kancası
cevùz : Ceviz
Cıbıldak : Çıplak
Cıbır : Çıplak, Parasız pulsuz
Cicik : Meme-Göğüs
Cıdık Bir tür kuş avlama tuzağı (gergin ip ve ilmikli)
Cıdo Yaar : Katır ve atta omuzbaşı yarası
Ciğmak : Ağaç kökündeki yeraltında ilerleyen pençe
Cil Kabağın el içine sığacak kadar olan hali
Cılban : Küçük taneli bezelye
Cılga : Patika yol
Dirgen Uzun sopa-Yığına malzeme vermeye yarar çatal sopa
Cılmuk :
Cımbırt :
Cimcük : Çimdik
Cıpban : Alkış
Cırcır : çocuk oyunundaki misket
Cırgana :
Cırtdık : Bir kuş türü
Civit : Kabak, salatalık, karpuz, kavun çekirdeği
Cizdeme :
Cizleme : Buğdaydan yapılan ince saç ekmeği
Colap : Suyla kaynatılmış bal
Cöbre : Balın kaynatılması sırasında yüze çıkan posa
Curap : Çorap
Curuk : Bir tür kuş
Cuul : Çok sayıdaki tahıl saplarının deste haline getirilmesi
Cücük : Civciv ( soğanın özü)
Çadar : Tohumluk mısırı koçanından ayırmadan asmak
Çakıl : Olgunlaşmamış, ham meyve
Çakıldak : Değirmen zahireyi boğaza düşüren düzenek
Çakşır : El dokuması yünden erkek pantolonu
Çalıçilê : meyvesi yenilen bir tür dağ çileği
Çantıbiti : Tahtakurusu
Çapaçul : üstü başı yırtık dökük (insan)
Çaplamak : üst üste dizmek
Çardak : Büyük üstü açık tahta balkon
Çaşı Çarşı
Çat : ikiye ayrı suyun, yolun , ağacın iki dalının birleşim noktası
Çeelik : Gevşek ufak taşlı oynar zeminli toprak
Çekiş : Ağız kavgası
Çelçemez : Çerez
Çenti : Çentik-Çanta
Çepel : Karlakarışık yağmur
Çepni : Yeni yetişen hızlı biraz da haylaz genç
Çevürge : Küçük fırdöndü ( topaç)
Çıır : Karda açılan Çığır , yol
Çıkı : Kese, para kesesi
Çıkım : Yayıktan bir seferde alınan yağ
Çilliği çıkmak : Çok bağırmak
Çılmuk : Ağaç çılmığı
Çımçıkıl : Nesnenin çok sayıda olması durumu Gökteki yıldız gibi
Çimmek : Yüzmek, Yıkanmak
Çın : Meyve ve yaprağı ile koparılmış ağaç dalı parçası
Çırakman : Çıra için şamdan
Çit : Sebzelik bahçe
Çıtdak : Ateşten fırlayan köz taneciği
Çıtıman : Tahılın bağ halinde yan yana dik konulması
Çıtır : İnce sık fidanlık-karışmış ip yumağı
Çivse : Çiğ ( yağış)
Çolampa : Sakar
Çopul : İşe yaramaz bitki artığının istifi
Çotur : Sık bitmiş ağaç fidanlığı
Çöödürmek : Üstüne fışkırtmak
Çöörek : Mısırın hasat sonu tarlada kalan sap kısmı
Çöpür : Keçi kılı
Çörtük : Ham armut (aşısız)
Çörüşük : Uyuşuk işe yaramaz insan
Çöt : Kısa boylu
Çul : Keçi kılından dokunmuş kalın örtü
Dâcuk : Tulum
Damuzduk : Damızlık-Yoğurt mayası
Daraba : Geniş döşeme, duvar tahtası
Darı : Mısır koçanı , Mısır tanesi , mısır bitkisi
Darı çivisi : Koçanı saptan ayırmaya yarayan ağaç sivri el aleti
Dasdar : Yünden motifli dokuma ince pike
Davun : Zıkkım
Dazgır : Uzun boylu
Değmen : Değirmen
Dekmük : Tekme
Depük : Suyunu çekmiş yemek (az sulu)
Desde : Tahıl bağı
Dibek : Mısır, Buğday dövülen taş tekne
Dığılcuk : Dolu yağışı
Diklembeç : Gayri nizami duruş
Dingilgöç : Tahtrevan
Direboo : Arıların çıkardığı bir tür zamk
Direcen : Katıra yük yüklerken kullanılan ucu çatal destek ağacı
Dirgen : Genellikle üç çatallı ekin bağı taşıma sopası
Dırmuk : Toprağı ezen çok ağaç çivili üçgen tarım aleti
Dişô Değirmen taşına yiv (diş) açmaya yarayan alet - çekiç
Divrek : Canlı, kıvrak, diri, dinç
Dizincek : Sıra sıra dizili
Dôcek : Havan
Dolak : Bel , boyun korsesi gibi (giysi)
Dombay : Manda
Domuz âşa : Yer elmasına benzer yabani bitki
Door : Katır , at , eşek için Dur komutu
Doran : Ağaçlarda ana gövdeye bağlı kalın ana dal
Döl : Koyun, keçinin sütten kesilmemiş yavrusu
Dönzerme : Tavada pişirilen ince yağlı ekmek
Dutak : tencere tutacağı (iki parçalı ortadan birleşik)
Duzdugatık Süzmeyoğurdun tuzlanarak saklanmışı
Düve : 1 Yaşında dişi sığır
Düven : Harmanda ekin döven tahta tarım aleti
Een : Giysi
Elcuk : Kapı pencere çekmece tutamağı
Eldicek : Dibek tokmağı
êlên : bekle, eylen
Elik ekmê : Doğal ortamda yetişen turuncu süt mantarı
Elikgeçi : Dağ keçisi
Ellik : Eldiven
Emi : Amca, kayınpeder
Enük : enik
êr : eğer
êrcek : Ham yünü kabaca eğiren ip yapan el aleti
Erinmek : Üşenmek
Eruk : Erik
êsük : alışveriş yapmaya gitme, eksik giderme, eksik
Esvap : Elbise, tüm giyecekler
êşi : ekşi
Eşşek osurù : Çayırda yetişen içinden pis koku-toz çıkan mantar
Et Mantarı : Kiraz, elma, armut, meşe çürüğünde yetişen mantar
Evdi : Kaşık, saz yapımında kullanılan içbükey el bıçağı
Evelek : Yenmeyen bir tür bitki
Evin : Küçük otsu bitkilerin meyve içi , özü
Evlek : Bir dönüm arazi parçası
Eyiş : saçtan ekmek çevirme aleti
Ezeltere : Bir tür yenilebilir yabani bitki
Fa : Hayvanlara (büyükbaş ve yük) dur komutu
Felek : Manivela-Kötü kader
Fer : derman takat güç
Ferak : Ferah, Serin, Rahata çıkma
Ferik : Yumurtlamayan yavru tavuk
Fıraktı : Ağaçtan yapılan avlu çiti
Fırsız Sülük : Kabuksuz salyangoz
Foltak : Gevşek , dar , içinde oynar
Fors : Caka
Gabuklu sülük : Salyangoz
Gadak : Teğer, eğreti el dikişi
Gagıçlamak : Uyarı anlamında itmek
Galdirik : Bir tür bitki (Zılbırt,Hodan)
Galiç : Uzun saplı dar ağızlı ekin orağı
Galloon : Bir tür sütlü ot (hayvan yiyeceği)
Gamazgarga : Kara karga
Gamsile : Yağmurluk
Gandil : Kandil , şinanay, ışık
Gandilbağı : Çatıda kullanılan bir ağaç
Gapcuk : Fasulyenin posası
Gapulca : Bezelye türü
Gara mantar : Kayın ağacı çürüğünde yatişen bir tür sulu mantar
Garabo : evin dört tarafını birleştiren ağaç
Garagış : Aralık
GaraMartin : Tek mermi alan uzun menzilli el yapımı tüfek
Garmuk : Olgunlaşmış mısır
Gasget : Şapka
Gasnak : Karda yürümek için dairesel ağaç içi iple örülü ayakkabı
Gaşô : Kaşağı
Gav : Ağaç çürüğünden ateş yakmak için kullanılan madde (kav)
Gavcanlık : İçine kav çakmak için tütün konulan deri kese
Gavlak : İşe yaramaz , yaşlı, içi boş
Gavran Köknar ağacından yapılan yiyecek saklama kabı
Gavsuk : Fındık meyvesinin dış yeşil kabuğu
Gavşak : Kestane kebabı
Gavut : Fırınlanmış mısır tanesi
Gebre : At tımarı için keçi kılı eldiven
Geçek : Kapalı kontrollu geçiş kapısı
Geçin : Patlamamış mısır tanesi
Gedük : Gedik
Gelek : Yaprak, Sayfa
Gelincùk : Bir tür Sincap (adıgüzel-adısöylenmez)
Gelincùk : Ormanda yetişen bir tür mantar (gelinparmağı)
Gemùk : Kemik
Gendeme : Dövülmüş buğday
Gepcuk : Kart yeşil fasulye
Geriş : Çıkılan, çıkılacak bayır
Gero : Uzaktaki nesneyi çekmek için kullanılan ucu ters çatallı sopa
Gêsi : Elbise, tüm giyecekler
Gev-gev : Kemanenin burgusu
Gıbış : Hareket
Gıçmuk : Tekme
Gıdıgabak : Taze kabak
Gıdık : Sepet
Gılcan : Elde dokuma yün pantolon
Gilden : Kurbağa yavrusu, cemile
Gılik : Küçük Saç ekmeği - küçük peynir tekeri
Gındıra : Sulak yerde yetişen bir tür ot
Gıran : Sırt, Tepe
Gırçan : Kar tanesinin dallara yapışıp donması
Girebi : Ucu çıkıntılı küçük balta
Gırımsa : Az yağan kar
Gırkılmak : Davarın tüyünün kesilmesi
Gırklık : Yün makası
Gıro : Kırağı
Gısgu : delik kapatmaya yarayan ağaç , bez parçası
Gış gabağı : Kış kabağı
Gıylamak : Kenarını düzeltmek
Gîz : Kadınlara sesleniş ünlemi (kız)
Gö : Olgunlaşmamış, ham - Mavi
Gôbez : Köpek yavrusu
Gôcen : Kedi yavrusu
Gocuk : Kısa Palto
Gôklen : baharda geyiklerin yeşillik yeme zamanı
Golçak : İri , yassı sepet
Gônùk : Bez yanığı
Gopca : Düğme
Goruk : İçi boş, delik
Gôsak : El altında olmayan tenha köşe
Goşam İki avuç dolusu
Goyultmaç : Nişastadan yapılan tereyağlı sıcak tuzlu yemek
Goz : Ceviz
Gozak : Meşe, çam Kozağı
Göcek : Büyük sırt sepeti
Göden : Kurbağa
Gödükçün : Kaplumbağa
Gökçeağaç : Kayın ağacı
Gön : Hayvan derisi
Göndem : Döveni çekici hayvana bağlayan eğri kalın ağaç
Göynek : Gömlek
Gözyeri : Küçük dolap yeri
Gulan : Elle dokunmuş desenli taşıma ipi
Gulun : Dul kadının beraberindeki çocuk
Gumbul : Küçük sepet (kabuktan yapılma)
Gurmut : Bir tür yenilebilir ham meyve
Gùrün : Su kaynağındaki ufak göl-karışık sık bitki örtüsü
Guskun : At eyerini tutan parça
Guşluk : Sabah-Öğle arası
Guuk : Guguk kuşu
Guvak : Saçtaki kepek
Guvalak : Baykuş
Guvan : Arı kovanı
Guvan otu : Bol çiçekli bir tür ot
Guz : Kuzeye bakan bölge
Gücük : Küçük, kısa, ufak (Şubat)
Güllük : Eğrelti otu
Güniye : Güneye bakan yamaç
Gürez : Hindi yavrusu
Güvelek : Sinek çeşidi-Su kabı
Halgun : Halka
Hamut : İş hayvanlarının tek bağlandığında boynuna takılan halka
Haralı gazan : İki kulplu en büyük kazan
Hardama : Örtü tahtası
Hark : Su arkı küçük kanal
Hast : Hayvanlara (büyükbaş ve yük) yürü komutu
Haşı : Çamaşır kaynatma
Havruz : Beşikteki tuvalet lazımlığı
Hâvura : Ora
Hayat : Salon
Haylamak : Bağırmak seslenmek
Hayli : Yok ancak inanış gereği olmadığını söyleyememe imi
He : Fındık, kestaneden örme büyük sırt sepeti
Hedik : Olgunlaşmamış mısır
Helle : Süt ve undan yapılan bir tür çorba
Herek : Fide dikilen yastık alan
Heyis : Sapanın tarlada açtığı iz
Him : Görünmeyen dip köşe
Hımitmek : Burun silme refleksi (sümkürmek)
Hingilim : Oynama-eğlence
Hırtuk : Yaramaz, sevimli
Hışır : Eski kumaş, bez parçası
Hızan : Çoluk, çocuk ev halkı
Hodul : Kabadayı
Hol : Tavuğun yumurtlaması için altına bırakılan yumurta
Holak yımırta : Haşlanmış kabuklu yumurta
Holasa : Komik insan
Holluk : Tavuğun yumurtladığı yer
Hongul : İhtiyar
Horanta : Eğlence düşkünü
Hortuk : Eşek yavrusu - sevimli çocuk
Hoşgıran : Yenilebilir bir bitki (Darı Mancarı)
Hozan : Verimi düşük yanık ürün
Höl : Yağmurdan ıslanan ekili toprak
Hörelemek : Azarlamak
Höşül : Yenilmeyen ezik meyve
İlên : Leğen
İlistir : Kevgir
İlkgüz : Eylül
İmeci : İmece
Irât : Rahat
Irıp : Yöntem, Üslup
Işgın : Filiz
İşlik : Yün iç ceket
Kel : Hindi
Kelçük pâla : Kabuğuyla kırılıp kurutulan fasulye
Kelek : Büyük hayvan zili
Kelük : Tahta parçası (ele gelir büyüklükte)
Kerme : Hayvan gübresi
Kesdene : Kestane
Kesek : Tarlada kurumuş sert toprak parçası
Kesmùk : Çelme
Kestenkele : Kertenkele
Keşik : Sıra, hak
Kevùk Mısır koçanının içindeki yenmeyen kısım
Kile : iki tenekelik hacim ölçüsü birimi
Kip : Esaslı duruş, Yakışmak
Kiran Kızılcık
Kirez : Haziran ayı , Kiraz meyvesi
Kirman : Kalın ip eğirme aleti
Kirmit : Doğal ortamda yetişen süt mantarı
Kôk Patates
Kôm : Ağıl
Kôplü : Köprü
Kôstenkupelek : Köstebek
Kôtek : Elle tutulan uzun tahıl, adam dövme aleti
Kôzmelik Ahır penceresi
Köörek : Kendirin lifleri alındıktan sonra kalan sapı
Kösmük : İzmarit
Kùlek : Köknar ağacından yapılan peynir, yağ saklama kabı
Kùskü : Değirmen manivelası
Kütmek : Biçimsiz ağaç takozu (kesilmesi zor)
Kütürüm : Çatının temel ağacı-Yatalak
Maha : Çatı ağacı
Malay : Mısır unundan yapılmış hamur yemeği
Malguşu : Bir tür kuş (tarla kuşu)
Maraz : Hastalıklı
Mertek : Ahır taban tahtası
Merülcen : Dikenli bitki, Çoban ekmeği
merül-merül : Garip-garip bakmak
Meşmeret : Şike
Mezer : Mezar
Mık : Çivi
Miz : Buzağıların burnuna takılan çivili başlık
Nacak : Balta
Nakıs : Ters
Nene : Kaynana
Nezük : Taze, körpe, nezih
Nivûk : Yenilebilir bir bitki
Ocak : Ateş yakılan yemek pişirilen taştan örme ateşlik
ôğnnùk : yarım gün (bir öğün arası zaman dilimi)
ômeç : Tereyağ katılarak ezilen taze mısır ekmeği
Önnùk : Önlük (forma)
ônùk : Bir öğünlük
Orak : Temmuz
ôrsemek : çiftleşme zamanı gelmek
Ortagüz : Ekim
ôrüzger : Rüzgar
ôsö : Ucu köz olan odun parçası
Oyuk : Tarlayı yaban hayvanına karşı koruyan kukla şekli
ödüç : Ödünç
Öğrmek Öğürmek
Öğrüm : Geyiklerin çiftleşme zamanı
Öndere : Çiftte öküz için kullanılan uzun sopa
Örmek : Havlamak
Ötürek : İshal
Öz : Küçük su deresi-su yatağı
Pâla : Fasulye
Paldır : Bir tür odunsu bitki maki
Paltun : Semerin arka kayışı
Pambuk : Pamuk
Pamuklu : Yünden yapılan dışına yüz geçirilen kaban (el yapımı)
Pancar : Kara Lahana
Pasa : Devamlı
Pe : Taş duvar
Pelit : Palamutlu meşe ağacı
Peşkir : El havlusu
Pezük Pazı
Pılı-pırtı : Önemsiz eşya, çamaşır
Pilla bôcù : Uğurböceği
Pinnik : Kümes
Pıtdak : Patlamış mısır
Pıtdancuk Sivilce
Pontul : Pantolon
Posalak : Pasbal
Potak : Üzüm ve fındık koçanı
Potur : Kestanenin yeşil kabuğu
Poyra : Değirmende suyun çarka düzgün vurmasını sağlayan boru
Pösmeç Kötü giyimli
Puar : Pınar
Püren : İğne yapraklı bir tür maki
Püsür : Kendir işlenmesinden artan parça
Saan : Büyük derin tabak (sahan)
Saciyek : Sacayağı
Sadır : İdrar
Sakat : Yara
Sallanguç : Salıncak
Sâlur : Sağılabilir hayvan
Samallık : Samanlık
Samuramak : Uykuda konuşmak, sayıklamak
Sandal : Fıraktı yapımında kullanılan yatay ağaç
Sapliyek : Kepçe, servis kaşığı
Sârak : Ufak kùlek
Sârı : Atın kalça üzeri
Savacak : Su savağı
Sayta : Kuş lastiği (Sapan)
Sayvan : Tarlalarda beklemek için kurulan derme çatma yapı
Selamlık : Antre
Semen : Dar çaplı yer sofrası
Sergen : Ağaçtan yapılan dal parçasıyla örülü mısır dövme aleti
Sinmeç : Saklambaç
Sınnak : Hayvan toynağı
Sırgan : Isırganotu
Sivsan : Alabalık yavrusu
Sökel : Nezle gibi hafif hastalık
Söykenmek : Yaslanmak
Söykiye Kırlent, yastık
Susa : Şose yol
Süüç : Baş-İşaret parmakları arası ölçüsü
Şalak : Tohumluk salatalık
Şalvar evelê : Doğal ortamda yatişen şapkalı kırmızı mantar
Şello çorbası : Kabak ve sütten yapılan tuzlu yemek
Şincik : Şimdi
Şişek : Altı aylık koyun
Takaç : Ağaçkakan
Taknal Karayemiş-Tahnal
Talıç : Bir tür koyun
Tâlla : Tarla
Tam : Kütükten çivisiz yapılan yüksek ev, yapı (tahıl ambarı)
Tefnel : Defne
Tekne : Hamur,çamaşır,zahire,ekmek konulan ağaç kap
Terek : Raf, mutfak rafı
Teşi : Yün eğirme aleti
Tevek : Sarmaşık, kabak fasulye vs gövdesi
Tez : Acele - Su ile çalışan ağaç tornası
Tezelemek : Tazelemek
Tığlamak : Üst üste çok miktarda toplamak
Tıkıl : Küçük tane
Tille : Kalın ip
Tıman : Don
Tıngıl : En küçük sepet
Tırıl : Düğün yöneticisi
Tiyen : Sincap
Toklu : ermemiş erkek koyun
Tolas : Kuytu köşe
Topur : Sürülmüş tarladaki iri toprak parçaları
Tozluk : Keçikılından örme diz ayak arası kış çorabı
Töz : Kulak içi- iç- merkez
Tülek : Tavuk Tüyü
Tüsü : Duman, Tütsü
Tüydü : Küçük tepe - kaçmak tüymek
Uvartdama : Onarma
Üğrümek : Beşik sallamak
Üskül : Sarı kokulu bir tür kır çiçeği
Üşeyik : Yaban kedisi
Üvez : Sivrisinek
Yaba : Harman savurma küreği
Yâğlaş : Mısır unundan yapılan bir yemek
Yal : Hayvan yiyeceği
Yalôğ : Alev
Yalôz : Yalnız
Yamaluk : İşe yaramaz bez parçası
Yaniç : Su yengeci
Yaniş : yanlış
Yantiri : Yan yan
Yapoo : Uzun tüylü yün
Yarma : Elle çalışan değirmende öğütülen mısır
Yarma daşı : Mısır parçalamak amaçlı elle çalışan değirmen
Yâş : Yağmur
Yâşak : Yalama, lüzumsuz
Yaşmak : Ocaklıktaki küçük raf
Yatur : Devrilerek çürümüş ağaç
Yavan Yalın -Sağılacak ineği olmayan insan -sade
Yavannık : Ekmeğin yanında yenilecek süt, ayran
Yavşu : Bit yavrusu
Yavuncama : Acıkmak
Yaykın : Çınar ağacı
Yayuk : Yayık
Yelemsük : Şekli bozuk duruş
Yelguvan : Ahşap çatı eteklerindeki tahta küpeşte
Yevgü : Hayvan için kuru yiyecek
Yığın : üstüste yığılmış tahıl sapı, hayvan yiyeceği
Yılım : Çıra parçası
Yılmuk : Balta darbesi ile ağaçtan kopan çok küçük odon parçası
Yitük : Kayıp, Yitik
Yivdin : Siyah meyveli boyalı yabani bitki
Yolak : Yolunmuş, tüyü alınmış
Yoluşmak : Birbirini gereksiz yere yorma
Yöörek : Beşikte kullanılan bir bez
Yuka : Yufka- derin olmayan -sığ
Zahra : Tahıl, zahire
Zangadanak : Aniden, birdenbire
Zeel : Akşamüzeri
Zehmeri : Ocak
Zelve : Boyunduruğu hayvanın boynuna bağlayan iki çubuk
Zımbuk : Yumruk
Zırılzırıl : Sağanak yağış
Zıvana : İnce uçlu el testeresi
Zollu : Şişman bakımlı palaz , zorlu

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa